BU EVREN ZİHİNLERİN YANSIMASIDIR

”Evrenin gizemini anlamak istiyorsanız, enerji, frekans ve titreşim cinsinden düşünün.”
Nikola Tesla


Duygu ve düşüncelerimizin her biri birer enerjidir. Bizler her an, her saniye evrene enerji yayan yıldız bedenleriz. Evren bizim eterik nesnelerimiz olan düşüncelerimize göre şekillenmektedir ve deneyimlerimizin her biri bizim düşüncelerimizin birer sonucudur. Düşüncelerimiz manyetik özellikleri sayesinde belli frekanslarda salınmaktadır. Bu salınımlar nedeniyle insan düşünce gücüyle kendisi ve başkaları hakkında düşündüğü her şeyi kendine çekebilmektedir. ”Eğer istersek hepimiz, düşüncelerimizi daha yüksek bir seviyeye yükseltebiliriz. İnsan beyni, her parçasından yayılan elektriksel sinyaller ile bir titreşim kütlesidir” diyor Lobsang Rampa. Yani özetle, en çok neyi düşünürseniz ve ne için emek verip alın teri dökerseniz er ya da geç onu elde edersiniz.

Hangi enerji ile dünyaya bakmakta olduğunuz çok önemlidir. Eğer hayata ve insanlara karşı negatifseniz, hiçbir şeyden memnun olmuyor, kimseyi beğenmiyor ve sürekli bir şeylerden yakınıyorsanız, otomatik olarak benzer frekanstaki olumsuz kişi ve durumları kendinize çekersiniz. ”Ben ne kadar şanssız biriyim, bana hep kötü insanlar denk gelir zaten, herkes bana düşman, çok mutsuzum, hangi işe elimi atsam mutlaka elimde kalır çünkü ben beceriksizim” tarzında pesimist yaklaşımlar hiçbir şeyi çözmemekle birlikte zaman içinde bireyin yaşam enerjisini ve motivasyonunu büyük ölçüde azalttığı için birey çoğunlukla agresif ve depresif bir ruh hâline bürünmektedir. Oysa güzel enerjimizi bu kadar olumsuz düşünmek için harcamak yerine olaylara iyi tarafından bakabilirsek ve pozitif bakış açımızı koruyabilirsek bizi mutlu edebilecek kişi ve durumları kendimize daha çok çekeriz. Pozitif titreşimlerle evrene mesaj gönderdiğimizde aramakta olduğumuz şeyleri daha kolay buluruz. Fakat titreşimimiz korku, endişe, ego ve önyargı gibi kavramları içeriyorsa, biz bu negatif duygularda kalmakta ısrar ettiğimiz için evren bunları bilerek karşımıza çıkaracaktır.

Geçmişte şu veya bu kişi size kötü davrandı, kalbinizi kırdı diye dünya üzerindeki bütün insanlar size bunu tekrar yapacak korkusuyla güvensiz ve şüphe dolu bir şekilde hareket ettiğiniz takdirde, kendinize tam da hiç istemeyeceğiniz şekilde o frekanstaki birini çekersiniz. Örneğin, bilinçaltınızda ihanete uğramak gibi bir korkunuz varsa ihanete uğrarsınız. Bugün bir tek arabayla kaza yapmadığım kaldı derseniz o gün kaza yaparsınız.

Unutmayın, her şeye rağmen çevremizde sevmeye ve sevilmeye lâyık insanlar da vardır. Onları keşfetmek ve kalbimizin kapılarını sevgiye açmak tamamen bizim elimizdedir. Öte yandan hiçbir anlamı olmayan negatif duygu durumlarında bir ömür tüketmek ise tercih meselesidir. İsterseniz ömrünüz boyunca bir kısır döngünün içinde kalıp ruhsal olarak çürümeyi seçersiniz, isterseniz de düşüncelerinizi pozitif yönde değiştirerek yaşam kalitenizi yükseltmeyi tercih edersiniz. Fakat burada kilit nokta, pozitif düşünme alışkanlığını geliştirmekle birlikte aynı zamanda elde etmek istediğimiz şeyin frekansına uyumlanmak için var gücümüzle çalışmaktır. O frekansa uyumlanmak tamamen bizim gayretimize bağlıdır. Çünkü çalışmadan zengin olmayı hayal etmek ya da günde iki paket sigara içerek sağlıklı biri olarak kalmayı beklemek ne yazık ki düşünce gücüyle halledilebilecek bir şey değildir.

Osho’nun da söylediği gibi ”Biz dünyaya ne verirsek geri döner, o çarpıp geri gelir. Dünya bir yankı vadisidir. Eğer biz öfke kusarsak, öfke geri gelir; eğer biz sevgi verirsek, sevgi geri gelir. Ama bu, doğal bir olaydır; onun hakkında kafa yormaya gerek yoktur. Kişi güvenebilir; o kendi kendine gerçekleşir. Karma yasasıdır bu: Ne ekersen, onu biçersin; ne verirsen, onu alırsın. Yani onun hakkında düşünmeye ihtiyaç yok, o otomatiktir. Nefret et, ve sen nefret edileceksin. Sev, ve sen sevileceksin.”

Bahsi geçen konuda bir bilgelik hikâyesinden söz etmek istiyorum.

Hikâyeye göre günlerden bir gün bir çırak, ustası ile ormanda yürüyüş yaptığı sırada ayağı taşa takılır ve yere düşer. Canı çok acıdığı için “Aaaah!” diye bağırır ve o anda karşılık olarak ilerideki dağın tepesinden “Aaaah!” diye bir ses gelir. Çırak, başka birinin sesini duyduğunu sanıp “Sen de kimsin?” diye seslenir.

Aldığı cevap yine aynıdır:

“Sen de kimsin?”

Çırak bu cevaba çok sinirlenir ve “Sen bir korkaksın!” diye haykırır. Gelen ses, “Sen bir korkaksın” olur. Sonunda ustasına “Neler oluyor böyle?” diye sorar.

Usta, “Küçük çırak, dinle ve öğren” der ve bu kez kendisi dağa doğru ”Sana hayranım” diyerek bağırır.

Gelen ses de aynısını tekrarlar:

“Sana hayranım.”

Usta tekrar bağırır:

“Sen muhteşemsin.” Gelen cevap yine aynıdır:

“Sen muhteşemsin.”

Çırak bu durum karşısında çok şaşırır ama hâlâ neler olup bittiğini anlayamamıştır. Böylece Usta, küçük çırağa hayatın sırrını anlatmaya başlar.

“Buna yankı denir” küçük çırak. Ama aslında bu, hayatın ta kendisidir.

Yaşanılan hiçbir olay ya da durum tesadüf değildir. Hayat sana daima senin ona verdiklerini geri verir. Çünkü gerçekte hayat sarf ettiğimiz söz ve davranışların bir aynası yani yansımasıdır. Ve bu aynadaki yansımalar, çoğu zaman senin zıttın da olsa aslında seni var eden her bir parçanın birer yansımasıdır. İnsanlardan daha fazla sevgi istediğin zaman, öncelikle onları daha çok sevmeyi öğrenmelisin. Daha fazla şefkat istediğinde daha çok şefkatli olmalısın. Eğer saygı istiyorsan, insanlara, hayvanlara ve hatta öncelikli olarak bizi var eden doğaya daha fazla saygı duymalısın. İnsanların sana karşı anlayışlı ve sabırlı olmasını istiyorsan, sen daha sabırlı olmayı öğrenmelisin.

Çünkü tüm bu evren sana ancak senin ona verdiklerini geri verir. Bunu sakın unutma…”

Hayat sana ne getirecek diye bekleme! Önce sen ona ver, fedakârlık yap ve sonra neler olacağını gör. Sevgi talep edilmez, karşılıksız verilir. Ne ekersen, onu biçersin; ne verirsen, onu alırsın. Yüreğinin toprağına nefret tohumları ekersen, yaşamını cehenneme çeviren zehirli sarmaşıklarla uğraşıp durursun fakat bunun yerine sevgi ekersen, iyilik ağacının kutsal meyvelerinden tadarsın. Evrendeki her şey bir alma-verme dengesi üzerine kurulmuştur. Sevgi verirsen, sevgi bulursun. Nefret edersen, nefret bulursun. Sen hangi duygu ve düşüncedeysen seninle aynı frekansta olan enerjiyi davet edersin. Çünkü her şey benzerini kendine çeker. Güzel bakan güzel görür ve kalbi iyi niyetle dolu olan her daim kendisi gibi iyi niyetli insanlarla eninde sonunda karşılaşır. Henüz karşılaşmadıysan yüreğinde bu karşılaşmanın gerçekleşeceğine dair inanç yok demektir. Bu da büyük bir önyargıdır, çünkü bulacağına inanmazsan asla bulamazsın. Yani her şeyden önce inanmak gerekir.

Evrendeki her şey enerjidir. Ve hayat bizim düşüncelerimizden doğar. Osho’nun da dediği gibi ”Bu evren zihinlerin yansımasıdır.” Olumlu duygu ve düşüncelerle yaşamımızı bir gül bahçesine dönüştürmek bizim elimizde olduğu gibi negatif duygu ve düşüncelerle hayatımızı cehenneme çevirmek de bizim elimizdedir. Yani farkında olsak da olmasak da her şeyi bizler yaratır ve yine bizler yok ederiz. İnsanın tanrısallığının kaynağı, düşüncelerinin sınırsız olmasıdır. Ünlü Fizikçi Albert Einstein’ın da ifade ettiği gibi ”İnsanoğlu ağzından çıkan cümlelerin, beyninden çıkan düşüncelerin, bütün evreni dolaşıp tekrar kendine geri döndüğünü bilse, eminim çok daha dikkatli olurdu.”

Peki bu noktada ne yapmamız gerekiyor? Çekim yasasını en iyi şekilde kullanabilmek için öncelikle günlük konuşma dilimizi değiştirerek işe başlayabiliriz. Yapmamız gereken şey aslında çok basit, olumsuz ifadeler kullanmaktan kaçınacağız. Eksik olma demek yerine, İyi ki varsın; Hastalanmak istemiyorum demek yerine, Ben çok sağlıklıyım; Başarısız olmaktan korkuyorum demek yerine, Ben çalışkan ve başarılıyım; Ben cesaretliyim, kendime inanıyorum, kendime güveniyorum ve her şeyden önemlisi de kendimi seviyorum çünkü ben değerliyim gibi olumlu ifadeleri sık sık kullanmak hem yaşam enerjimizi yükseltecek hem de zihin, beden ve ruhumuzun saf ve temiz enerjilerle bağlantı kurmasını sağlayacaktır. Olumsuz duygu ve düşüncelerden sıyrılarak olumlu enerjileri kendinize çağırdığınızda ve yaşam enerjinizi yüksek tutup elde etmek istediğiniz şeyler için çalışıp çabalamaya devam ettiğinizde, evrenin yaşamınıza tüm güzellikleri bahşettiğini göreceksiniz.

Ne güzel söylemiş Rumi: ”Kardeşim sen düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin, gül ekersen gülistan olursun, diken ekersen dikenlik olursun!”

Bu yüzden ”Pozitif Düşünün, Pozitif Olsun.”

Mutlu Günler Dilerim

Sevgi ve Işıkla Kalın

ÖZGECAN BERDİBEK / Arkeolog

Total Page Visits: 147 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: