ÇOCUKLARIMIZI MUTSUZ EDEN BİZLERİZ!

Ebeveynlerin özellikle de annelerin “nasıl çocuklar yetiştirmek istedikleri” sorulduğunda çoğu kez tanıklık ettiğim cevapları “başarılı olsunlar” yönünde oldu ve oluyor. “Başarıyı tanımlar mısınız” diye sorulduğunda ise gerçek isteklerinin “para, statü ve şöhret” olduğu anlaşılıyor. Çocukları için “ne diledikleri” sorulduğunda  ise verdikleri cevap “mutlu olsunlar ve zorluk yaşamasınlar” yönünde oluyor.

Toplumun üst ve orta gelir düzeyindeki anne babaların büyük çoğunluğunun çocuklarının iyi bir eğitim almaları için bütçelerini zorladıklarını ve kendi hayat standartlarından önemli ölçüde fedakarlık yaptıklarını biliyoruz. Bu ailelerin ev içinde çocuklarına derslerini çalışmaktan daha başka bir sorumluluk vermedikleri de bilinen diğer gerçeklerden.

Çocukları desteklemek ve cesaretlendirmek tabii ki iyidir ancak istedikleri her şeyi onlara vermek cezadır. Çünkü böyle bir yaklaşımın sonunda “nedeni belli olmadan her şeye hakkı olduğuna inanan ve hayattan hep alacaklı hisseden” insanlar yetiştirmiş oluyoruz.

Orta ve üst düzey gelir grubundaki ailelerin ortak ve mutlak kanaati çocukların çok zorlandıkları yönünde. Oysa gerçekten zorlanan çocuklar, ülkenin yokluk koşullarında yaşayanlar. Onlar bulundukları köyde veya kasabada gidecek okul bulamayan, okula gitmek için kışın dondurucu soğuğunda kilometrelerce yol yürüyenler. Onlar okul sorumluluklarının yanında ailelerinin hayatına katkıda bulunan çocuklar. Bütün bu fedakarlıklarına rağmen, ülkedeki fırsat eşitsizlikleri nedeniyle içten içe onları bu koşullardan kurtaracak eğitim imkanlarına kavuşarak hayallerini gerçekleştiremeyeceklerinin farkında olanlar. Asıl bu çocukların hayatın zorluğundan yakınmaya hakları var.

Zorladığı söylenen çocuklar aslında ailelerinin hayatına değil, refahına ortak ediliyor, hayatlarını kolay yaşamaları için her türlü imkan sağlanıyor. Buna sebep ise, anne ve babaların kendi hayatlarında yaşadıkları zorlukların çocukları tarafından yaşanmasını istemeyişleridir.

Anne ve babalar, kendi hayatları ile ilgili geçmişte çok kere karşılaştıkları güçlükleri, okurken çalışmak zorunda kaldıkları, küçük yaştan başlayarak aile hayatına katkıda bulunmak için bir şeyler yaptıklarını anlatıyorlar. Gerçekte ise bugün onları bu refah düzeyine taşıyanın geçmişte verdikleri bu mücadele olduğunu göremiyorlar veya görseler bile farklı davranamıyorlar.

Bütün bunların sonunda anne ve babalar çocuklarını şımartıyor, karneleri kötü gelse bile olumsuz bir şey söylenmemesi yönündeki uzman görüşlerine uyuyor, tatilde ödev verilmemesi yönündeki Bakanlık görüşlerini destekliyor ve sonsuz bir iyi niyetle onlara istedikleri her şeyi vermeye çalışıyor. Ancak iyi niyet her zaman iyi sonuç vermiyor.

Uzmanlar tarafından çocuklarına “tek, biricik ve harika” olduklarını söylemeleri gerektiğine inandırılan anne ve babalar tarafından yetiştirilen çocukların kendileri de, “her şey olabileceklerine ve her şeye hakları olduğuna” inanıyorlar.

Bugün iş hayatında yöneticilerin en büyük sorunu, işini ve kurumunu beğenmeyerek her şeyi eleştiren ancak çözüm önermeyen gençlerdir.

Bir hayatın içinde acı, sıkıntı, üzüntü, başarısızlık ve hayal kırıklığı yoksa o hayat anlamsız ve boş bir hayattır.  Çocuklarımızı hayatın kolay tarafına çektikçe ve onları her şeye hakları olduklarına inandırdıkça onlara iyilik etmiyor, potansiyellerini hayata yansıtmalarına engel oluyor ve üstelik niyetimiz bu olmadığı halde, onları uzun vadede mutsuz ediyoruz!

AYFER ÖZDEMİR

Uluslararası Nlp ve Profesyonel Yaşam Koçu

Bilinçaltı ve Kişisel Gelişim Uzmanı

Astroloji Danışmanı

Total Page Visits: 134 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: