KEŞF-İ ANTAKYA

Birinci baskısı 2019 yılında Karahan kitabevi tarafından yapılan, eğitimci Mehmet Ateş’in yazdığı Keşf-i Antakya kitabını okuduğunuz zaman oralara gitme, gezme imkanı bulamadıysanız eğer, benim gibi tabi ki çok büyük bir eksiklik. Fakat kitabı okuduğunuzda inanın bu eksikliği hiç hissetmeyeceksiniz. Bu gezi-anı-deneme tarzındaki kitabı okuyarak Antakya’ya giderseniz daha bilinçli ve bilgi sahibi olarak çok güzel bir gezi yapmış olacağınıza yürekten inanıyorum.
           

Keşf-i Antakya kitabı ”Antakya’nın çok kültürlülüğünü, ilgi çekici insan ilişkilerini, inançlarını, doğasını, mimarisini, yemeklerini ve sosyolojisini sizlere sohbet ederek anlatacaktır.” Kitabın girişindeki ön söz niyetine Pablo Neruda’dan alıntılanan;Yavaş yavaş ölürler /Seyahat etmeyenler /Yavaş yavaş ölürler /Okumayanlar, müzik dinlemeyenler, /Vicdanlarında hoşgörüyü barındırmayanlar. Diye yazıyor. Gel de seyahat etme, gel de okuma, müzik dinleme ve en önemlisi de vicdanlarda hoşgörü barındırma.
           

Yazar Mehmet Ateş, kimi zaman da ön yargılarla hesaplaşmak için fırsatlar verir insana. Seyahat sayesinde ülkeler, halklar, insanlar, yemekler, müzikler ve coğrafyalar ile alakalı nice ön yargı yok olmamış mıdır? diye devam ediyor. Mehmet Ateş kitabında Antakya’ya gelmek için sıraladığı sebeplerden birkaçını da buraya aktarayım;​- Türkiye’de ender kalan çok kültürlü bir hayatın içine dalıp onu yaşamak

Arapça, Ermenice, İbranice, Kürtçe ve Özbekçe sohbetlere bu dilleri bilmeden dahil olabilmek ve bu dillerde müzikler dinlemek- ​Tarihte Kudüs’ten sonra inşa edilen ilk kiliseye, haçlı kalelerine, Antakya’nın kuruluşuyla yaşıt Sinagoga, Antakya evlerine, Asi nehrinin bulanık suyuna ve Fransız devletinin sömürgeciliğine tezat oluşturan zarif binalarına dokunmak
           

Ayrıca Antakya kalesini, Uzun çarşıyı, Amanos dağlarını,​ Kaya mezarlarını, kölelerin dağları oyarak yaptıkları Titus tünelini, Samandağı’ın portakal çiçeği kokulu Türkiye’nin tek Ermeni köyü Vakıflı köyünü görebileceksiniz. Tel kadayıf ve peynirin birlikteliğinden oluşan Künefeyi, biberli ekmeğini tadacaksınız. Dönüşünüzde Defne sabunundan da mutlaka alacaksınızdır.
           

Öz olarak Mehmet Ateş diyor ki ülkemizin az kalan özgün kültürel zenginliklerini yaşamak ve derine inmek isteyenleri Antakya, yıllardır yaptığı gibi sizi kapıda Ehlen ve Sehlen (Hoş geldiniz) diyerek karşılayacaktır. Antakya seyahatiniz de Arapça, Türkçe, Kürtçe, Ermenice türküler de dinleme fırsatı yakalayabileceksiniz. ”Türküleri, ezen-ezilen ilişkisinden doğan ve bunu başkaldırı ile ifade eden halkın adalet arama serüveni gibi de görebiliriz” demiyor mu sayın Hüseyin Turan.
           

Antakya’ya seyahat etmek için fırsat ve zaman yaratamıyorsanız eğer, Keşf-i Antakya kitabını edinmenizi ve okumanızı öneririm. Kitabı bitirdiğinizde Antakya’ya zaten gitmiş gibi olacaksınız. İnanıyorum ki gidip görmek içinde can atacaksınız.
           

Esen kalın… Memleket güzel… ”Bu memleket bizim”

Total Page Visits: 280 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: