MUHARREM SOHBETLERİ-2

EDEB bizim yolumuzun gereğidir. İnsan bu kapıları aşıp “İnsani Kamil” olma yolunda yürür. Bunun yanında bu günlerde “Muharrem Matem Yas”ımızı içimizde hissederek yaşarız.

Biz MİDE orucu tutmayız. NEFS orucu tutarız.

Bizim orucumuz ikrar aldığımız saniyeden hayatımızın son saniyesine kadar devam eder.

Biz orucumuzu tüm azalarımız ile tutarız. Yani bizim orucumuz gece gündüz devam eder.

Bu nasıl oluyor derseniz. Yaşamımızın her anını her türlü günah saydıklarımızdan, kötülüklerden kendimizi soyutlayarak EDEP ve ERKAN içinde yaşayarak gerçekleşir. Bizim orucumuz illa mideyi aç tutmak değildir. Bizim Muharrem Ayında tuttuğumuz oruç değil MATEM’dir. Biz Muharrem Ayında YAS tutuyoruz. Yastayız.

Muharrem Ayında Hz. Muhammed Mustafa’dan önceki peygamberlerin kurtuluşlarına istinaden, kendi ümmetleri ve daha sonra gelen peygamberler için (Buna peygamberimiz Hz. Muhammed de dahil) “Şükür Oruçları” tutmuşlardır.

Mesela Nuh Peygamber tufandan kurtulmuştur. Bir kurtulma var. Yunus peygamber balığın karnından kurtulmuştur. Bir kurtuluş var. Misalleri artırabiliriz. Her peygamberin ümmeti bu kurtulma, ferağa erme için “ŞÜKÜR ORUÇ”ları tutmuşlardır.

Muharrem Ayında bizim için böyle bir şey yok ki. Bizde acı var, kıyım var, yas var. Bize acı çektirilmiş, Ehl-i Beyt’imiz kıyımdan geçirilmiş, son peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın soyu kurutulmak istenmiştir.

Bundan dolayı oruç yok. MATEM ve YAS var. Bizim gönlümüz kan ağlıyor. Zorluk içinde, YAS içineyiz.

Ne zamana kadar? 10 Muharremden sonra 11 Muharrem günü Zeynel Abidin’in kurtuluşu görülüyor. 10 günlük “Yası Matem” sonrası 2 gün de “Şükür Orucu” tutarak “Şükür Kurbanı” kesiyoruz.

Yeniden çerağlarımızı uyandırıyoruz ki; Hak, Muhammed, Ali yolunun devam ettiği bilinsin diye.

Aşuremizde Ehl-i Beyt’in Kerbela’da torbalarında kalan son tahıllardan, yiyeceklerden yapılan çorbadır. Bizim yediğimiz aşure, o torbalarda kalan son tahıllardan yapılan çorba olan “Aşure”dir. Nuh Peygamberin aşuresi değildir.

Bizim yapmış olduğumuz aşure, İmam Zeynel Abidin ve orada bulunan Ehl-i Beyt kadınlarının, çocuklarının torbalarındaki tahıllarla Şam’dan ayrılıp kara çadırı kurduktan sonra çerağların uyandırılarak şükür kurbanları kesilmesi ile yeniden Hak, Muhammed, Ali yolunun ve Kevser’in devamlılığının sağlandığını müjdeler.

Onun içindir ki bizler “Cem” yaparken Kerbela’da çekilen eziyeti, Ehl-i Beyt’e yapılan zulmü içimizde hissederiz. Bizim aşuremiz böyle bir aşuredir.

Peygamber efendimiz bunun böyle olacağını biliyordu. Bu yüzden Hz. Hüseyin onun için çok değerliydi. Çünkü hakiki kurban İmam Hüseyin’di.

Hz. İbrahim bir istek üzerine kurban adamıştır, İsmail peygamberi. Dikkat ederseniz burada bir istek var. Ama İmam Hüseyin’de bir istek var mı? İmam Hüseyin Kerbela’da kendi kanıyla doğruluk ile yanlışlığın, hakikat yolu (Hak, Muhammed, Ali yolu) ile hakikat olmayan yolun sınırını çizmiştir canı pahasına. Hakka yürüyen “Sırat-ı Müstekim” yolunun sınırlarını belirlemiştir.

O nedenledir ki hakiki kurban İmam Hüseyin’dir. Çünkü hiçbir istek ve dilekte bulunmadan hak, Muhammed, Ali yolu için kendini kurban etmiştir.

Orucu bir dileğimiz ya da beklentimiz gerçekleşince tutarız. Biz Muharrem Ayında Kerbela’nın yasını, matemini yaşarız içimizde.

KARANLIKLARA IŞIK TUTANLARA NE MUTLU, HOŞ KUBBEDE HOŞ BİR SEDA KALIN DOSTLAR.

Bir sonraki sohbetimizde görüşmek üzere SAĞLIKLI ve MUTLU kalın DOSTLAR..

Total Page Visits: 167 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: