MUHARREM SOHBETLERİ-5

Hz. Ali “Kuşkusuz acıların da bir sınırı vardır. Bir felakete düştüğünüzde ondan kurtuluncaya kadar sabrediniz. Aksi takdirde acılarınıza acı katmış olursunuz” der.

Allah yolunda şehit olanlara Aleviler/Bektaşiler gözyaşı dökerler. Çünkü o şehitler masumluğun, paklığın sembolüdürler. Şehit olanlara gözyaşı dökmekte insanlığın bir vefa borcudur. O şehit de güzelliklerin ve iyiliklerin sembolü İmam Hüseyin olursa ayrı bir önem kazanmaktadır.

Gözyaşı teslimiyettir, rahmettir. İnsan ruhu gözyaşı karşısında erimiştir. Gözyaşı hüzündür, hüzün de insanı Allah’a yakınlaştırır.

Babası Hz. Hüseyin’in şahadeti üzerine oğlu Zeynel Abidin, Ehl-i Beyt sevgisini sadece gözyaşları ile ayakta tutabilmiştir. Onu ziyaret edenlere sadece gözyaşı ile karşılık vermiştir.

Yolunu şaşıran birisi Hz. İmam Zeynel Abidin’e yanaşır ve sorar “Ey can ben yabancıyım, kimsesizim bana yardım eyle, yol göster”. İmam Zeynel Abidin söylenenleri duymaz. Pür dikkat kesilmekte olan bir koçu izlemektedir. Adam dikkatlice yardım istediği kişinin yüzüne baktığında o kişinin ağlamakta olduğunu görür ve sorar.

-Niçin ağlarsın

Cevap şamar gibidir.

-Ey yabancı kesilen koçu görüyor musun? Ona önce su verdiler sonra da kestiler. Benim babama su bile vermediler.

-Kimdir senin baban

-Alemlerin rahmeti Hz. Muhammed Mustafa’nın torunu İmam Hüseyin’dir.

Şimdi gözyaşı döken 2 kişi olmuştur. O yabancı sonraki yaşamını Hz. Hüseyin’e hizmet ederek geçirmiştir. İşte gözyaşı o sessiz köprünün adıdır.

İmam Zeynel Abidin “İlahi yarabbi! Sen bana zulm etmezsin. Zulm nefsimdendir. İlahi rahmetini benden esirgeme, bana yardım eyle, lütuflarını ihsan eyle” gözyaşlarıyla dua edermiş. Gözyaşı dökmesini bilmeyenin içinde sevgi ve bağlılık olmaz.

İmam Hüseyin’e ağlamak, ona zulm yapanları lanetlemektir.

İmam Hüseyin’e ağlamak, Alemlerin serveri Muhammed Mustafa’nın yakmış olduğu ışığın sönmemesi için evlatlarını, yakınlarını, ikrar verenlerini ve canını bu yolda verenlere destek vermektir.

Kerbela olayı, insanlığın sürekli izlediği bir hayır-şer kavgasıdır. İmam Hüseyin orada zulme, batıla, yalana, ahlaksızlığa ve dünya menfaatlerine tapmaya karşı savaşmış, bilerek ve isteyerek canını vermiştir. O mübarek insan İmam Hüseyin’e ağlamak da kendisine insan diyenlerin bir vefa borcudur.

Her gün aşure, her yer Kerbela. Dünyanın neresinde insanlık zulm görüyorsa orası Kerbela’dır. Kerbela bir semboldür. İnsanlık onurunun can vererek galip gelmesidir. Zulmün bedel ödenerek lanetlenmesidir. Kerbela’da Hz. Hüseyin değil insanlık onuru katledilmiştir.

Hz. Muhammed “Alimlerin ölümü, alemlerin ölümüdür” buyurur. İmam Hüseyin Kerbela’da ölmedi, yeniden dirildi ve tüm alemleri kucakladı. İsmi insanlığa sembol oldu.

İşte bizler de yaşadığımız dünyanın imam Hüseyin gibi bir ışıktan mahrum kaldığı için gözyaşı dökeriz. Işığın söndürülüp, karanlığın hakim olmasına ağlarız. O ışıkların gelmeyeceğine ağlarız.

Kaybedilenler insani değerlerdir. Onlar zaten bilerek ve isteyerek şahadeti kabul etmişlerdir. Kaybeden insanlıktır.

Gandhi “Acı ne denli saf olursa kazanım o denli büyük olur.” der ve devam eder. “Acının ateşinden geçmeden kimse yükselmez”

Evet o acı da İmam Hüseyin’in, Ehl-i Beyt’in, 12 imamların acısı olursa sadece Aleviler/Bektaşiler değil cümle alem ağlar. Yüreğinde vicdan olan her insan ağlar, bizlerin ağladığı gibi.

Bir sonraki sohbetimizde görüşmek üzere SAĞLIKLI ve MUTLU kalın DOSTLAR..

Total Page Visits: 180 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: