SAVUNDUĞUMUZ FİKİRLER Mİ KİŞİLER Mİ?

Kendimize, çevremize, içinde bulunduğumuz çevreye  ve topluluğa bir bakalım. Neyi tartışıyoruz farkında mıyız? Ya da kimi tartışıyoruz? Fikirler fikir olmaktan, düşünceler düşünce olmaktan çıktı mı? Fikirlerle başlayıp, savunduğumuz kişilere mi döndük yoksa? Neyi savunuyoruz, kimi savunuyoruz? Sevdik diye, benimsedik diye, neyin esaretini fanatizmini yaşıyoruz? Kimin avukatlığını yapıp ya da hakkını arayıp kendimizi siper ediyoruz?  Ya da savunduğumuz kişiler yüzünden kimleri karşımıza alıyoruz?

Kişilerin “şahsiyeti” ile “fikirlerini” karıştırdığınızı fark ettiğiniz oldu mu? Olmadıysa bundan sonra konuşmalarınızın farkında olarak kendinizi izlemenizi tavsiye ederim. İnandığımız, doğrumuz değerimiz olarak kabul ettiğimiz fikirlerin, savunması ya da tam tersi rahatsızlık duyduğumuz  zarar verdiğine inandığımız yıkıcı olarak kabul ettiğimiz fikirlerin tartışmasını yapmak elbette  olağan bir durumdur. Peki söylemlerimizde fikir sahiplerinin şahsiyetini mi tartışıyor eleştiriyoruz? yoksa kişilerin fanatizmini mi yaşıyoruz?.

Biz doğru kabul ettik diye, bir/birçok konuda sevdik sempati duyduk benimsedik  diye, hayatımız boyunca o kişilerin tüm fikirlerini benimsemek, doğrumuz olarak kabul etmek zorunda mıyız? Ya da kabul ettirmek, başkasına da benimsetmek zorunda mıyız? Bizim doğrumuz tek doğru mu ki? İnanmayı seçtiğimiz kişinin  fikirlerinin bir çoğu bizim değerlerimizle uyuşuyor diye, söylediklerinin tamamının bize uyması, bizim doğrumuz olması mümkün mü? Ya da doğru kabul ettiklerimizi savunduklarımız kadar, aynı kişilerin benimsemediğimiz fikirlerini de tartışabilecek kadar esnek ve dengeli miyiz? Yoksa körü körüne bir sevda tutunmasının içerisinde, kendi esaretimizi mi yaşıyoruz?

Kişiler değil, fikirler konuşulmalıdır Can’lar. Zira biri gelir, biri gider. Fakat fikirler iyi ya da kötü ölümsüzdür, yaşarlar. Fikirlerin sahiplerine duyduğumuz tepkiler, sempatiler fikirlerin önüne geçmemelidir. Çok sevdiğimiz insanın güzel davranışları kadar, yanlış yapma ya da bizimle örtüşmeyen yanlarının olması da doğaldır, aynı şekilde hiç ummadığımız bir insanın şahane fikirlerinin olması da gayet doğaldır.

Kişilere tutunmaktan, fikirlerin esaretinde olmaktan ziyade insan kendini geliştirebilecek her türlü fikre ve düşünceye karşı esnek, açık ve yapıcı yaklaşmalıdır. Bir fikre, ömrün boyunca diğer fikirleri reddedecek ve başka tüm fikirlerin muhalefetini yapacak kadar aşağı çeken tutumda olmamalıyız. Körü körüne tutunduğumuz her fikir bizi aşağı çeker, bilincimizin gelişmesini ilerlemesini engeller. Bir fikir ya da düşünce ömrün boyunca sana katkı sağlıyorsa elbette bunu sürdürebilirsin. Fakat bu o inandığın fikrin/ düşüncenin üstüne hiçbir şey koymayacağın, kendinden bir şeyler katmayacağın anlamına gelmiyor. Bir fikre bağlılık, fikrin sahibine sadakat değil  kendi hayatınıza balta vurmaktır.

Fikirler, aldığımız katkı ve gördüğümüz yapıcı açıklamalarla açıklanabilir, tavsiye edilebilir, çürütülebilir fakat başka bir kişinin bizimle aynı fikri aynı bakış açısıyla kabul etmesi dayatılamaz. Hepimiz farklı renk ve kişiliklerdeyiz. Size iyi gelen başkasına iyi gelmek zorunda değildir. Aynı şekilde karşı tarafa iyi gelen bir şeyin de size iyi gelmesi mümkün olmayabilir. Dayatma zorunluluğundan bağımsız olarak savunulan her fikir/düşünce sempati toplar, özgür iradeyi hatırlatır. Dayatmadan uzak olan düşünce merak uyandırır, zorlamadan uzak her düşünce denenmeye değerdir. Hayatımızı kolaylaştıracak, gelişmemize katkı olacak her farkındalık bize hizmet eder.

Üstelik denemeden bilmeden, sadece belli bir kişiye ait diye inkarda olduğunuz, karaladığınız, inatlaştığınız her fikir ve düşüncenin deneyimini hayatınıza çekersiniz. Elbette denemek kabul etmek zorunda değilsiniz, o halde fikrin düşüncenin anlatılmasına hoşgörülü olun, etkin dinleyin, karşıdakinin fikrini beyan etmesine saygı duyun, benimsemiyorsanız muhalefet olup eleştirmek, yargılamak savaşmak yerine akıp gitmesine izin verin. Seyir de olun ki, hayat da sizi su gibi alıp götüreceği yere kolaylıkla taşısın.

Bir fikre düşünceye körü körüne bel bağlamayın,  tutunmayın. Fikirlerin fanatizmini yaşamayın. Fikir sahiplerinin savunucusu olmayın. Sen o fikrin içinden gereksinim duyduğunu al ve onun ötesine geç. Kaskatı hale getirip, hayatının tek gerçeği yapma. Evrende her şey değişim/dönüşüm/gelişim halindedir. Hayat yolunda küfene koyduklarını gün gelir, küfenden atmak isteyebilirsin. Sadakat adına taşıdığını kendine yük etme. Bu bağlılık değil, bağımlılık ve esaret olur zira. Eğer daha hafifi varsa hayatını kolaylaştıran katkı sağlayan, artık ağır geleni çıkartabilirsin küfenden. Bugüne kadar sağladığı katkının farkında ve bilincinde olarak teşekkürünü sun ve gönder. Bizler yolculuktayız, birer yolcuyuz. Hayatsa bir yol. Yol boyunca önümüze birçok fikir ve düşünceler gelecektir. Bunlar dahil olabilir yolcuğumuza. Belli bir yere kadar taşır bizi. Sonrasında bayrak yarışı misali başka bir fikir ve düşünce gelir, o da belli bir süre hizmet eder ve gider.  Bırakamadığımız her yük bizim yolculuğumuzu ağırlaştırır, zorlaştırır ve yorar.

Tüm sevdiklerimiz nasıl ki tüm hayatımız boyunca bizimle beraber yürüyemiyorsa, aynı şekilde hep aynı  fikirler/düşüncelerle de yolu başlayıp bitirmek mümkün değildir Can’lar. Erdemli insan bilge insandır. Kötüyü bilmez, İyi’yi var eder. Yanlışı bilmez, doğruyu yaşar. Çirkinlik dünyasında görünmez. Güzelin varoluşudur. Tüm bunların mutluluğudur. Aydındır. Sorunsuzdur. Ölümsüzdür!

Ayfer ÖZDEMİR

Uluslararası Nlp ve Profesyonel Yaşam Koçu

Bilinçaltı ve Kişisel Gelişim Uzmanı

Astroloji  Danışmanı

Total Page Visits: 249 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: