TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN
* 1 Kasım 1922 – Saltanatın Kaldırılması
* 1 Kasım 1928 Yeni Türk Alfabesinin Kabulü

  • SALTANATIN KALDIRILMASI

SALTANAT : Osmanlı Devleti’nde babadan oğula geçen tahtın adıdır. Yeni Türk Devleti’nin siyasal yapısını sağlamlaştıracak ilk adım, saltanatın kaldırılması olacaktı. Ancak bu ilk adımın atılması kolay değildi. Türk ulusu tarih boyunca başında bir hükümdarın bulunmasına alışmıştı.

Eski Orta Asya Türklerindeki hakanlar, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde “Padişah” olarak yaşamışlardı. Eski Türk anlayışına göre, egemenlik kutsal kavramdı. Bu kutsallığı gök tanrısı, bir aileye vermişti. Ailenin üyelerinden başkası, ulusu yönetme hakkına sahip değildi. Türkler, İslamlığı kabul ettikten sonra bu kutsal egemenlik kavramı, yeni dinsel kurallarla da desteklendi. Peygamberlerin vekili olan halifeler, Türk hakanlarına, ulusu yönetmek hakkını dinsel kurallara dayanarak verdiler. Böylece, eski Türk egemenlik anlayışı, İslam ilkeleriyle bağdaşınca saltanatın önemi de arttı.

Osmanlılar hem Bizans imparatorlarının kayıtsız şartsız hükümdarlık etme anlayışını benimsediler, hem de XVI. yy’dan sonra kendilerine Halife şanı da vererek, son derece güçlendiler. Yüzlerce yıl süren bu yönetim biçimi öylesine kökleşmişti ki “padişahsız” bir Türk devletinin var olabileceğini, yalnız halk değil, bir çok aydın bile düşünemiyordu. Bu nedenle Atatürk, egemenliği, padişahtan alıp,gerçek sahibi olan ulusa verme işini, pek dikkatli ve ihtiyatlı biçimde gerçekleştirmiştir. Mustafa Kemal, Anadolu’ya çıktığı günden itibaren milli egemenliğe dayalı bağımsız bir devlet kurmayı hedefliyordu. Fakat bu hedefi gerçekleştirebilmek için öncelikle ulusal güçleri birleştirmek, siyasi birlik ve beraberliği sağlamak ve savaşın kazanılmasına öncelik vermek gerekiyordu.

Mustafa Kemal bir yandan ulusal güçleri birleştirmeye ve Kurtuluş Savaşı’nın yönetim mekanizmasını kurmaya çalışırken, bir yandan da milli egemenlik anlayışını çevresindekilere benimsetmeye gayret etti. Genelge ve kongrelerle milli egemenlik anlayışını çevresinde yaydı. TBMM’yi açmakla da milli egemenlik ilkesini yürürlüğe koydu. TBMM’nin kurulmasından itibaren milli egemenlik ilkesi uygulanıyordu. Saltanatın varlığını sürdürmesi bu ilkeye ters düşmesine rağmen, kamuoyunun hazır olmamasından dolayı saltanata dokunulmamıştı. Mudanya Ateşkes Antlaşmasından sonra barış konferansı hazırlıkları başladığında İstanbul Hükümeti ve padişah, Kurtuluş Savaşı süresince Kuva-i Milliye Hareketi’ni bölmeye çalışmış ve padişahlık makamının sürdürülmesi uğruna İtilaf Devletleriyle işbirliği sürdürülmüştü. İtilaf Devletleri Lozan Konferansı’nda Osmanlı Devleti’nin temsilci gönderilmesini istemiştir. Böylece Türk tarafında ikililik yaratarak bölücülük yapacaklar ve güçsüz düşeceklerdi. Halbuki Kurtuluşa Osmanlı Devleti’nin bir yardımı olmadığı gibi, bu hareketi engellemeye çalışmışlardı. TBMM bu duruma sert tepki gösterdi. 23 Nisan 1920’de kurulan yeni Türk devleti egemenliğin ulusa aitliğini belirtirlerken, bir yandan da padişaha bağlı olduklarını söylüyorlardı. Atatürk zafere adım adım koştukça bu sorunun çözülmesi biraz daha kolaylaştı.

Düşmanlarla iş birliği yapan bir hükümdarın, zaferi kazanan yeni Türk Devletine baş olması artık kabul değildi. Ancak ya başka bir Osmanlı prensi ya da Atatürk’ün kendisi “padişah” olmalı idi. Her iki çözüm yolunun da ulusal egemenlik ilkesi karşısında tutarlı yolu yoktu. Lozan Konferansı arifesinde, İstanbul’daki padişah hükümetinin barış görüşmelerine çağırılması, Atatürk’e fırsat verdi. Bütün aydınların düşüncesi adaletli bir barış yapılması üzerinde düğümlendiği sırada saltanat sorunu kestirme yoldan çözümlenecekti. Milli egemenliği tam olarak gerçekleştirebilmesi ve demokratik bir düzenin kurulabilmesi için saltanatın kaldırılması gerekiyordu.

NEDENLERİ:

  • Saltanat sisteminin milli egemenlik anlayışına ters düşmesi.
  • Osmanlı Devleti’nin TBMM Hükümeti yanında Lozan görüşmelerine davet edilmesi ve durumun Türk Milleti’nin çıkarına ters düşmesi.
  • İstanbul Hükümeti ve padişahının, Kurtuluş Savaşı sırasında ulusal direnişe karşı olması.
  • Bir ülkede iki hükümetin bulunmasının milli menfaatlerle bağdaşmaması.
  • TBMM Hükümetinin padişahın da yanında bulunduğu İtilaf Devletlerine karşı kesin zafer kazanılması.
  • 27 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri TBMM Hükümeti yanında İstanbul hükümetini de Lozan görüşmelerine davet ettiler. İtilaf Devletleri’nin amacı; görüşmeler sırasında iki hükümeti birbirine düşürerek Türk Milleti aleyhine kararlar kabul ettirmektir. Bu durum saltanatın kaldırılmasını hızlandırmıştır. Bu gelişmeler ve nedenlerden dolayı Mustafa Kemal Paşa, padişahlıkla halifeliği birbirinden ayırıp Siyasi İktidarı temsil eden saltanatın kaldırılması, halifeliğin ise devam etmesi şeklinde bir çözüm yolu buldu.

Komisyonda görüşmelerinin çıkmaza girdiğini gören Mustafa Kemal Paşa, bir sıranın üzerine çıkarak şunları söylemiştir. “Efendiler, egemenliği, hiç kimse, hiç kimseye bilim gereğidir, diye görüşmeyle tartışmayla vermez. Egemenlik güçle, kudretle ve zorla alınır. Osman oğulları zorla Türk milletinin egemenliğine el koymuşlardır. Bu yolsuzluklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk Milleti, bunlara yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldu bittidir.”dedi

  • YENİ TÜRK ALFABESİNİN KABULÜ

                       Türkler bulundukları kültür çevrelerine göre tarih boyunca çeşitli alfabeler kullanmışlardır. Bunların en belirginleri, Orta Asya’da kullanmış oldukları Göktürk ve Uygur alfabeleri ile İslamiyet’i kabul ettikten sonra kullanmaya başladıkları Arap alfabesi olmuştur. Arapçada Türkçede mevcut sesli harflerin bulunmaması, Türkçe kelimelerin Arap alfabesiyle yazılmasında bazı seslerin gösterilememesine yol açmaktaydı. Bazı sessiz harflerin kullanılmasında da Arapça sessiz harflerin hangilerinin kullanılacağı sorunu ortaya çıkmıştı. Bu nedenlerle Türkçeyi Arap harfleriyle yazma ve okumada büyük zorluklar olmuştu. Bu durum okuma yazmanın öğrenilmesini zorlaştırmış, pek az kişi okuma-yazma öğrenebilmişti. Okuma yazma bilmek Osmanlı toplumunda önemli bir ayrıcalık haline gelmişti.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde okuma-yazma bilenlerin azlığı bir sorun olarak ortaya çıkmış ve II.Meşrutiyet döneminde mevcut alfabenin ıslahı yönünde çalışmalar yapılmıştır. Ancak yeni bir alfabeden çok, Arap alfabesinin Türkçeye uygun hale getirilmesine çalışılmıştır. Fakat bu çalışmalar Birinci Dünya Savaşı nedeniyle kesintiye uğramıştır. Mustafa Kemal Paşa için de alfabe modernleşen Türk toplumu için çözümlenmesi gereken bir sorun olmuştur. Daha Kurtuluş Savaşı başlarında 8 Ağustos 1919’da geleceğe yönelik girişimlerini açıklarken Mazhar Müfit (Kansu) Bey’e, Latin alfabesinin uygun olabileceğini not ettirmişti. Yurdun düşman işgalinden kurtarılmasından sonra İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde kabul edilen Misak-ı İktisadi’de bir okuma bayramından bahsedilmesi, okuma-yazma konusunda bazı düzenlemelerin yapılacağının habercisi olmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla Türk Alfabesi’nin hazırlanması için bir komisyon kurulmuştur. Yapılan çalışmalar neticesinde Latin alfabesinin Türk dilinin yazılması ve okunması için tüm harfleri taşıdığı tespit edilmiştir. ATATÜRK 9 Ağustos 1928’de Sarayburnu’nda Harf İnkılâbını müjdeleyerek “Arkadaşlar güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz…”demiştir. 1 Kasım 1928’de TBMM’de yeni Türk harfleri hakkındaki 1353 sayılı kanun oy birliği ile kabul edilmiştir.

1 Ocak 1929’dan itibaren tüm devlet yazışmaları Türk harfleriyle yapılmıştır. Ayrıca “Millet Mektepleri” adlı okullar açılarak Türk milletine yeni harfler öğretilmeye başlanmıştır.

http://www.ata.tsk.tr/04_inkilap/inkilaplar.html


Total Page Visits: 287 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: