YESEVİ FELSEFESİ VE BEKTAŞİLİK-1

Tarihi yapanların genellikle devlet adamları ve kahramanlar olduğu farz edilse de birçok dönemin belirleyicisi daha ziyade manevi önderlerdir. Bu kişiler maddi sahalardaki gerilme, yıkılma ve boşluğu manevi güçler ile takviye ederek toplumun dağılmamasını, derlenip toparlanmasını ve tekrar güçlü olmanın yollarını açarlar.

Bu yazımız ile başlayacak bir yazı dizisi ile sizlere “Yesevi felsefesini ve Bektaşiliği ve manevi önderleri sizlere anlatmaya çalışacağız. İlk yazımızda yazı dizimiz için yararlandığımız kaynakları sizlere sunarak daha geniş bilgi arayanlara yardımcı olalım. Kaynaklarımız: Saltukname, Odman Baba Velâyetnamesi, Şefik Kantar, Hakkı Saygı Baba, Prof. Dr. Necati Demir ve Prof Dr. Ahmet Günşen.

 Sarı Saltuk 12. yy’da İslam’ın evrensel yorumunu esas alarak tüm insanları kuşatan, ayrıştırmadan bölmeden, “Yaratandan ötürü yaratılmışı kucaklayan” dünyada her toplum tarafından kabul edilmiş “salt” yaratılanda yaratana işaret eden büyük bir Veli’dir.

Anadolu topraklarında, Balkanlarda, bir çok ülkede sevgi ve muhabbet tohumlarını insanların gönüllerine ekerek toplum içerisinde kardeşlik oluşturmuştur.

Bu özelliği ile her toplumun ve inancın içinde değişik isimlerle adlandırılmış, destanlaşmış bir kişiliktir.

Sarı Saltuk nice gönülleri sevgi, ilim ve hikmet ile fethederek cehalet ve nefs karanlığına ışık tutmuş olan fütüvvet merdanı bir alperendir. Bütün insanlığın aynı kökten hayat alan dallar misali olduğunu Tevhid diliyle tüm dünyaya duyurmuştur.

Sarı Saltuk’u daha iyi anlayabilmemiz için Ahmet Yesevi’yi, Hacı Bektaş Veli’yi, Bektaşiliği, Orta Asya’dan Balkanlara Türkmenlerin hareketlerini, Sarı Saltuk Alperen ile olan ilişkilerini bilmemiz lazımdır.

AHMET YESEVİ’DEN SARI SALTUK BABA’YA

Hoca Ahmet Yesevi tarihi kayıtlara göre 1093 yılında Sayram’da doğmuş, 1166 yılında Yesi’de hakka yürümüştür. Babası dönemin ünlü şeyhlerinden Hz. Ali soyundan gelen Şeyh İbrahim’dir

İslam’ın Türkler tarafından kabulü ile başlayan süreçte bilhassa Semerkant ve Buhara önemli merkezler haline gelmişti. Hoca Ahmet Yesevi’nin yaşadığı dönemde İslami ilimlerde Türkistan bölgesinde önemli bir birikim mevcuttu.

Yesevi aynı zamanda şairdi ve bu durum onun gücünü artırıyordu. Şiirlerini Türkçe yazıyor, ağdalı bir dil yerine halkın kolayca anlayabileceği daha basit ve anlaşılır bir dil kullanıyordu.

Yesevi felsefesi önce Türkistan’da yayılan, daha sonra Ahmet Yesevi’nin halife ve dervişleri tarafından Avrupa ortalarına kadar geniş bir bölgede etkisini gösteren bir Tasavvufi akımdır.

Bilhassa Takva ve Nefs terbiyesini ön plana çıkaran “Tasavvuf” yoludur. Her iki yol hakkında derin bir bilgi birikimine sahip olan Ahmet Yesevi bir kısım mutasavvıfın düştüğü ikileme düşmeden iki ana unsurun bir arada yürütülmesi üzerine kurulu bir yapı inşa etmiştir. O geniş halk kitleleri için anlaşılabilir ve uygulanabilir bir İslam düzeni ortaya koymuştur. İslamiyet’in Türkler eliyle Avrupa ortalarına kadar ulaşması ve benimsenmesinde bu anlayışın çok önemli etkisi olmuştur.

Yesevilik, kişinin iç dünyasındaki münasebetleri düzenlerken, kişilerin birbirleriyle ve toplumla, daha ileri giderek toplumların toplumlarla münasebetlerini de düzenleyecek, hak ve hakikat temeline dayalı güçlü bir toplumsal proje ortaya koymuştur.

Bunun esası her şeyin temelinde Allah’ın eşref-i mahlukat olarak yarattığı insan olduğu, insanlar ve toplumlar arasındaki münasebetlerin bu temele dayanması gerektiği, dünya malına tamah etmenin, egoizmin ve saldırganlığın düzeni bozduğu görülürken hak ve adalet hususlarına riayet edildiğinde ise insan ve toplumların madden ve manen müreffeh olacağı anlayışıdır.

Bu temel anlayış Hacı Bektaş Veli’ye, Sarı Saltuk Baba’ya ve Gül Baba’ya kadar uzanarak süreç içinde Avrupa ortalarına kadar ulaşarak kabul gören bir akımdır.

Devam edecek olan yazı dizimizin gelecek bölümünde görüşmek üzere sağ ve sağlıklı kalın

Total Page Visits: 137 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: