YÖNETİL(E)MİYOR VE ESTONYA FERİBOTU SENDROMU YAŞIYORUZ

AKP İktidarı yaşamakta olduğumuz Pandemi salgınında ki bu 3. dalga aşamasında gerekli önlemleri almada geç kalmaktadır. Aylardır TTB (Türk Tabipler Birliği) ve bilim insanlarının söyledikleri dikkate alınmış olsaydı, tam kapanma kararının daha önce hayata geçirilmesi gerekirdi. Ne yazık ki salgın yönetil(e)miyor. Toplumda virüsün bulaşma zinciri kırılmadan salgının gelişen hızını yavaşlatma olanağı yoktur. Bu tam kapanma süresi belki bulaşma zincirini tamamen kıramayacaktır. En azından günlük yeni enfeksiyonların miktarı azalacaktır. Ağır hasta ve yoğun bakım durumlarında azalma olacaktır ve hastahanelerin hiç değilse soluk almasına vesile olacaktır. 
           

Pandemi salgınında ölüm hızı dünyamızda ortalama %3’lerden %2’lere gerilerken, Türkiye hep%1 ölüm oranı veriyor. Yani dünyanın 3’te 1’i ya da yarısı kadar. Ülkemizde her 2 ya da 3 korona ölümünden yalnızca 1’i kayda alınıyor! diyor Prof. Dr. Ahmet Saltuk. Salgın yönetiminde son derece başarısız bir tablo tartışmasız olarak ortadadır. Aynı yöntemler sürdürülerek farklı sonuçlar alınamaz. İktidar Pandemi ortamını her türlü muhalefeti baskılamak için kullanmaktadır. Afiş asmak, 128 Milyon nerede?diye sormak. Bu yaklaşımlar etik dışı ve kabul edilemez. Hukuka, ahlaka, insan haklarına aykırıdır. Ve derhal sonlandırılması zorunludur. İnsanların salgına kurban verilmesi temelli bir siyaset asla inşa edilemez.
           

Aşılama oranları ülkemizde çok yetersiz ve yavaş, aşı temini çok sorunlu, sağlık sistemi tıkanmak üzere iken; verileri Türkiye’den görece çok daha iyi olan Avrupa ülkeleri çok sıkı ve 4 haftadan uzun süreli tam kapanmaya baş vurmuşken; örneğin; İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya gibi. Neden AKP yönetimi ısrarla bu yöntemden uzak durmaktadır, vatandaş haklı olarak bu soruyu sormaktadır. Acaba, turizm sezonu yaklaşıyor ayrıca genel ekonomi de uzayan Pandemi salgını da ”uzun süreli tam kapanma” dan çok daha ağır bedel çıkartmaktadır, bu da sürdürülemez mi? demeye getirilmek isteniyor.
           

İktidarların en başta gelen görevi yurttaşlarının can güvenliği, yaşam hakkını sağlamaktır. Salgın politik beklentilerle yönetil(e)mez. Salgında izlenen bu bilim dışı politikalar insanlarımızı öldürmektedir.Tarih asla bağışlamayacaktır. Tarih demişken, ”ESTONYA FERİBOTU SENDROMU” aklıma geldi anlatayım.
           

Almanya’da inşa edilen Estonya Feribotu 1994 yılında kıyıya yakın bir yerde su alıp yan yatarak batıyor. 852 yolcu ölüyor, 137 kişi ise bu kazadan kurtuluyor. Ölenlerin %98’i çok iyi yüzme biliyordu.Diyeceksiniz ki peki bu 852 yolcu nasıl öldü? Feribot 28 Eylül gece 00.30’da sert dalgalar nedeniyle su almaya başlıyor. Su miktarının artmasıyla tahliye işlemi hemen başlatılıyor. Ancak 987 yolcudan sadece 137’si feribotu terk ettiler ve kurtuldular. Geri kalan 852 yolcu ise gemi kaptanının:
           

”Sayın yolcularımız, lütfen panik yapmayın; dünyanın en güçlü feribotun dasınız” sözlerine kanarak su boşaltma işlemini merakla izlemeye başladılar. Saatler ilerledikçe feribot daha da yan yattı ama 852 yolcu izlemeye devam etti. Saatler 01.50’de Estonya Feribotu tamamen sulara gömüldü. 852 yolcunun feribotun su aldığını ve yan yatmaya başladığını görmelerine rağmen son saniyeye kadar izlemeleri psikoloji kitaplarında ”Estonya Feribotu Sendromu” olarak yer almıştır. O insanların davranış şekillerine psikoloji bilimi mantıklı bir açıklama getirememiştir. Tam da şu günlerde Türkiye’de ”Estonya Feribotu Sendromu” yaşanıyor.
           

”Sayın yolcularımız, lütfen panik yapmayın!… Evet fiyatlar yükseliyor, evet ekonomideki kriz derinleşiyor, evet Korona salgınının öldürücü etkisi altındayız, evet fakirlik yaygınlaşıyor ama feribotun kaptanına güveniniz, batmayacağız, bizi izlemeye devam ediniz !…”
           

Esen kalın…Akıl sağlığımızı hep beraber koruyalım. Memleket güzel.

Total Page Visits: 192 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: