YUNAN MİTOLOJİSİNDE VE ANTİK DÖNEMDE IMBROS GÖKÇEADA

Yazımı okurken dinleyebilirsiniz
Türkçe ve Yunanca yer isimleriyle İmbros Gökçeada haritası

İmbros ya da bugünkü adıyla Gökçeada jeolojik yönden Trakya’nın güney kıyılarının devamıdır ve onu Trakya’dan ayıran denizin dip uzantılarının volkanik bir yükseltisidir. Genellikle Gelibolu Yarımadası ve Limni Adası’yla (Lemnos) arasındaki deniz sığ olmakla birlikte Semadirek Adası’yla (Samothraki) arasındaki bölüm oldukça derindir. Alman arkeolog A. Couzo ”Trakya Denizi Adaları’na Yolculuk” (Hannover, 1860) adlı incelemesinde Aydıncık (Kefalos) ile bugün en doğuda bulunan tepenin çok önceden birbirinden ayrı olduğunu, zamanla biriken kumlar sayesinde adayla birleştiğini ve bunun sonucunda bugünkü Tuz Gölü’nün oluştuğunu ileri sürer. Gökçeada 285,5 km2‘lik bir alan üzerinde oluşmuştur. Ege Denizi kuzeyinde Türkiye’nin en büyük adası olma özelliğine sahiptir. Adanın en yüksek yeri 673 m ile Doruktepe’dir. Oldukça sarp ve engebeli bir arazi yapısına sahip olan adada yüksek tepeler, derin vadiler, dere yatakları ve su havzalarında değerlendirilen beş adet gölet mevcuttur. Gelibolu Yarımadası’na 11, Limni’ye 10, Semadirek Adası’na 12 mil uzaklıktadır. Coğrafi yapısı çevre adalardan oldukça farklıdır. Tek bir dağdan oluşan Semadirek ile tek bir ovadan oluşan Limni’ye göre tepelerin ve ovaların birbiri ardınca sıralandığı ilginç bir yapısı vardır.

Homeros, doğal yapısındaki bu özellikten ötürü Gökçeada’dan ”Dalgalı” anlamına gelen ”Pepaloessa” diye söz eder.

Paleolitik ve Geç Bronz Çağlara uzanan yerleşim yerleri tespit edilmiş olan ada, yaşanan dönemler itibariyle Ege’de var olan hemen her adayla aynı ortak kaderi paylaşmış, denizcilik faaliyetleri kapsamında kimi zaman ticaret kimi zaman ise korsanlık (yağma) faaliyetlerine konu olmuş, denizlerdeki egemenlik savaşlarında çok kez el değiştirmiştir. Adanın ismi, antik dönemlerden elde edilen bulgularda ve sonraki yüzyıllardaki yazınlarda çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Helen döneminden itibaren İmvros olan ve İmbros ya da İmvros olarak yazılan isim, Osmanlı döneminde de İmroz olarak kullanılmıştır. Ancak İmbros adının kökenleri Helence olmayıp, bölgenin ve adanın bilinen ilk yerleşimcileri olan Pelasg dilinden türemiş olduğu konusunda çalışmalar mevcuttur. Bununla birlikte değişik dönemlerde yazarların farklı sözcükler de kullandığı bilinmektedir. Imbrus, Embarus, Embaro, Lembro, Imbro bunlara örnektir. Ayrıca Antik Yunan tarihçi Herodotos da ”Tarih” adlı eserinde İmbros adını kullanarak bilgiler vermiştir.

Thetis, bebek Aşil’i Styx nehrine daldırıyor, Peter Paul Rubens (1577-1640), Boijmans Van Beuningen Müzesi, Rotterdam

İmbros isminin kökeniyle ilgili iki varsayım bulunmaktadır. Bunlardan ilki, İmbros’un ”Tanrıların yiyeceği” anlamındaki ”Ambrosia” kelimesinden türemiş olduğudur. Yunan mitolojisinde ”Ambrosia’lar” tanrı ve tanrıçalara sonsuz hayat ve şifa veren ölümsüzlük yiyeceğidir. Açıkçası ben İmbros ismine atfedilen ölümsüzlük yiyeceği ne olabilir diye düşündüğümde, aklıma ilk olarak zeytinyağı geliyor. İkinci varsayım ise, İmbros’un Luwi dilinde ”Yüce Ana Tanrıça” anlamına gelen ”Imaura” sözcüğünden türediğine dairdir.

Tarih boyunca kadim medeniyetlerin birçoğunu ağırlamış olan İmbros’un jeolojik özellikleri Yunan Mitolojisinde özel öykülerle anlatılır. Antik Çağ’da yaşamış İyonyalı ozan Homeros, Troia Savaşı’nın bir kısmını anlatan eseri İlyada’nın çeşitli bölümlerinde İmbros’dan bahseder.

Mitolojiye göre İmbros (Gökçeada) ve Semadirek (Samothraki) arasında Akhilleus’un annesi Thetis’in sarayı vardır. -Troya savaşında adı geçen yarı tanrı Akhilleus (Aşil), Yunan mitolojisinin en önemli kahramanlarından biridir. Annesi su tanrıçası Thetis, babası ise bir ölümlü olan Teselya kralı Peleus’tur.- Homeros’un İlyada’sının yanı sıra Rodoslu Apollonios da ”Argonautica IV” adlı eserinin (865-876) bölümünde Akhilleus’un doğum hikayesinin bir diğer versiyonunu anlatırken annesi Thetis’in bebeği ambrosia ile mesh edip onu ölümsüz kılmak için topuğundan tutarak ateşin içinden geçirdiğinden söz eder.

Yunan Mitolojisine göre; İmbros ile Tenedos (Bozcaada) arasında deniz tanrısı Poseidon’un kanatlı atlarının ahırları bulunur. Zaten mitolojide Poseidon’un aşkları her daim bir efsane konusu olmuştur. Asıl karısı Deniz Dibi Tanrıçası Amphitrite ile denizin altındaki sarayda rahat bir ömür sürer. Bu sarayın Ege kıyılarında İmbros ya da Tenedos’un dip yarlarında olduğu bilinir.

Homeros, ”İlyada” adlı eserinde bu miti şöyle anlatır:

Poseidon ve Amphitrite’nin Evliliği, Felice Giani, 1802-1805


”Denizin diplerinde, ta uçurumlarda,
Tenedos’la kayalık İmbros arasında,
bir mağara vardır geniş, kocaman.
Durdurdu orada atları Poseidon, yeri sarsan.
Çözdü arabadan, tanrısal yemlerini koydu önlerine,
bağladı ayaklarına altın zincirler,
bunlar kırılmaz, çözülmez zincirlerdi,
efendileri gelene dek ayrılamazlardı oradan.
Kendi de Akhaların ordusuna doğru yürüdü gitti.”
(İlyada XIII-33-35.,)




Yunan Tanrısı Apollon’a adanan Homeros İlahisi’nin üçüncü bölümünde de İmbros’un adının geçtiğini görmekteyiz. Bununla birlikte Rodoslu Apollonios da ”Argonautica I” adlı eserinin (922-935) bölümünde İmbros’dan bahseder:

”Oradan, bir yanda Trakya toprakları, diğer yanda güneyde İmbros bulunan Karadeniz’in derinliklerinde hevesle kürek çektiler; ve güneş yeni batarken Chersonesus’un ön ülkesine ulaştılar..”

Homeros ayrıca İlyada’da, Tanrıça Hera ve ona çoğu kez yardım eden Uyku Tanrısı Hypnos’un, Lemnos (Limni) ve İmbros’dan ayrılıp birlikte İda Dağı’na (bugünkü adıyla Kaz Dağı) doğru yola çıktıklarını şöyle anlatır:

Hypnos, Zeus ve Hera. Bu tasvirde uyku tanrısı Hypnos Zeus’u uyutuyor, Balthasar Beschey





”Uyku böyle dedi, ak kollu tanrıça Here olmaz demedi,
dediğini yaptı, yer altı tanrılarına ant içti,
hani şu Titanlar dediğimiz tekmil tanrılara.
Böylece Here andını bitirince,
uzaklaştılar Lemnos’la İmbros kentlerinden,
sislere bürünüp tez yol aldılar.
Vardılar canavarlar anası çok pınarlı İda’ya,
Lektos burnunda fırladılar denizden,
ayak bastılar bereketli toprağa.” (İlyada XIV-280.,)








Gökçeada’nın tarihi arkaik dönemlere kadar iner. Bugünkü Yunanlar, Yunanistan ”Hellas” yani ”Helen ülkesi” diye adlandırdıkları ülkeye Orta Avrupa’dan üç ayrı dalga hâlinde indiler: İlk geliş M.Ö. 2000 dolaylarında İyonlar, ikincisi M.Ö. 1700’lü yıllarda Akhalar ve üçüncüsü M.Ö. 1100 yıllarında Dorlar olarak bilinir.

İmbros Tarihi Üzerine Bir İnceleme, Andreas Moustoksidis ve Kutlumuşlu Bartholomeos

Ancak bugünkü Yunanistan ve Ege Adaları bu kavimler geldiklerinde ıssız değildiler. Aksine, bu istilacı kavimlerle ne dil ne de ırk olarak hiçbir yakınlıkları olmayan ve bu yörenin Otokton (yerli) halkı sanılan bir toplum, gerek Yunanistan’da gerekse adalarda yerleşikti. Bugün çözülememiş olan dilleri, Hint-Avrupa dilleri kökeninden gelmiyordu. Fakat tarihteki Yunan uygarlığı kurulduğunda Yunanlar yerleşik halkın varlığını unutmadılar ve ilerleyen dönemlerde onları; Pelasglar, Tirsinler, Lelegler, Karialılar gibi adlarla andılar. Onlar farklı kabilelerden oluşan yerli halklardı ve Homeros’tan başlayarak pek çok eski çağ yazarı bu kavimleri Yunan öncesi Ege dünyası toplulukları olarak kabul etti. Bu nedenle onlara topluca ”Yunanlılardan öncekiler” anlamına gelen Prohelenler denildi.

Prohelenler’in gelişmiş bir uygarlıkları vardı. Bu uygarlıkların en belirgin örneği Girit Uygarlığıdır. Yunan kavimlerinin yerleşmesinden sonra Prohelenler istilacı yeni kavimlerle kaynaştılar, uygarlıkları tarihteki Yunan Uygarlığına kaynak oldu. Minos Uygarlığı ve elbette Homeros destanları bu kaynaşmanın ürünüdür. Adalarda yaşayan Prohelenler yerleşim yerlerini terk etmediler. Ancak yönetim ve koruyuculuk yönünden Atina’ya bağlı kaldılar.

Homeros’un destanlarına göre kuzeyden gelenlerin sarışın, mavi gözlü olmalarına karşın, Prohelenler bugünkü Akdeniz ulusları gibi esmerdiler. Yunanlılar ve Prohelenler arasındaki kaynaşma ise sanıldığı kadar hızlı olmadı. Özellikle Atina’ya uzak adalarda, Yunanlıların gelişinden 1500 yıl sonra bile ırk özelliğinin korunduğu görülüyordu. Bu adaların içinde İmbros ve Limni de vardır.

Achilles’in Hector’u öldürme sahnesi, Peter Paul Rubens (1577-1640), Freiburg


”Böyle dedi, yel gibi giden İris de fırladı gitti.
Samos’la kayalık İmbros’un arasından
atladı kapkara denize,
sular gümbür gümbür gümbürdedi.
Sığır boynuzundan sirtinin içindeki kurşun
nasıl dalarsa çiğ et yiyen balıklara doğru,
o da öyle daldı derine.
Buldu Thetis’i oyuk bir mağarada,
deniz tanrıçaları oturuyordu çepeçevre,
ortada Thetis ağlıyordu kusursuz oğlunun kaderine;
baba toprağından uzakta, bereketli Troya’da ölecekti.
Ayağına çabuk İris oturdu yanına, dedi ki:
”Kalk Thetis, kesin kararlı Zeus çağırır seni.” (İlyada XXIV-78-88., Homeros)





İmbros halkı M.Ö. VI. yüzyılın sonlarına dek Prohelen özelliğini korumuştur. Bunu belgeleyen en somut kanıt daha önce de söz edildiği gibi ”İmroz – İmbros” adının Yunanca olmayışıdır. Köken olarak ”İmbros” Prohelen dilinde, bir Prohelen tanrısı olan ve ”Çorak topraklarda bereket tanrısı” olarak adlandırılan İmbrassos’tan gelmektedir. Bugün de rahatça gözlenebileceği gibi Gökçeada’nın önemli bir bölümü çorak alanlarla kaplıdır. Bu nedenle bu çorak toprakta bereket sağlayacak bir tanrıya inanılması doğaldır. Nitekim aynı dönemde her yanı verimli ovalarla dolu olan Limni’de bereket tanrıçası Demeter’e tapınılmaktaydı.

Achilles’in Lycaon’u öldürme sahnesinin canlandırıldığı vazo resmi. Solda elleri bağlı bir Troya savaşçısı, ortada elinde mızrakla Achilles ve sağda Lycaon yer almakta.



”İason’un oğlu satın almıştı Lykaon’u,
bir konuk çok para vermiş, kurtarmıştı,
İmbroslu Eetion’du bu konuk,
göndermişti onu tanrısal Arisbe’ye,
Lykaon da oradan kaçıp babasının evine gelmişti.” (İlyada, XXI-40., Homeros)




İmbroslular Prohelen özelliklerini Atinalıların en güçlü dönemlerinde de devam ettirdiler. Homeros’a göre İmbroslu halk Truva Savaşı sırasında Truvalıların safında yer aldı. İlyada’dan öğrendiğimize göre Truva Kralı Priamos’un oğullarından Lykaon, Akhilleus tarafından esir alınıp Limni’de satışa çıkarılınca dönemin İmbros Hükümdarı Eetion onu büyük bir bedelle satın almış ve gizlice Truva’ya geri göndermiştir. Bu davranış, Yunanlılara karşı olan sadık bir Truva müttefikinin davranışıdır. Bu kısımda küçük bir dipnot koymakta fayda var; Homeros’un İlyada adlı eserinde iki farklı Eetion’dan bahsedilmektedir. Bunlardan ilki, giriş kısmına koyduğum alıntıdan da anlaşılacağı üzere İmbroslu bir konuk olarak bahsedilen Hükümdar Eetion’dur. İkincisi ise yine İlyada’da adı geçen Kilikya Thebai şehrinin kralı ve Andromakhe’nin babası olan Eetion’dur. Bu önemli bir ayrıntı çünkü İlyada’ya göre Truva prensi Lykaon’u satın alarak kurtaran hükümdar Eetion ile Thebai şehrinin kralı olan Eetion aynı kişi değildir. Sonuçta bu hikayeden yola çıkarak bu dönemde İmbros’da ve Limni’de köle ticaretinin yapıldığını da anlamış oluyoruz.

Truva Savaşları sonunda Atinalılar, varlığını koruyan Prohelenlerin rahatsız edici tavırlarından kurtulmak istediler ve Atina çevresinde yaşayan tüm Prohelenleri İmbros ve Limni’ye sürgün ettiler. Gerekçe olarak da Atinalı kızların Enneakrani Krini’den (Dokuz Ağızlı Çeşme) su almaya gittiklerinde Prohelen gençler tarafından rahatsız edilmelerini gösterdiler. Tahminimce Gökçeada’nın sürgün yeri olması fikri çok daha eski dönemlerde bu tarihsel olayla başlamış olabilir.

Birbirleriyle savaşan bir Yunan hoplit ve bir Pers savaşçısı, Peintre de Triptolème, İskoçya Ulusal Müzesi

Anadolu, Perslerin istilasına uğrayınca Ege Adalarının tümü gibi İmbros da işgal edildi. Son Pers İmparatoru Dareios’un generali Otanis adayı işgal etti ve yağmaladı. Pers donanması burada ikmal gereksinimlerini karşılamasının yanı sıra ada halkından haraç da alıyordu. Ancak İmbros’daki Pers hegemonyası fazla uzun sürmedi. Pers tehlikesinin önemini fark eden Atina ilerleyen süreçte İmbros’un, Ege ve Karadeniz girişlerini kontrol etmekte çok büyük bir stratejik önem taşıdığını anladı. Böylece Kipselos’un oğlu I. Miltiades M.Ö. 494 yılında İmbros’u geri aldı ve Atinalılar Ada’yı çoğunluğu asker olan Atina vatandaşlarıyla doldurdular. Böylece İmbros ilk kez bir Prohelen adası olmaktan çıktı ve Atina kolonisi oldu.



İmbros kolonisinin resmi adı Atinalıların İmbros’daki Kent Devleti’ydi. Atinalılar, İmbros’u, toprak paylaşımı adı verilen bir sistemle yönetti. İmbros’un yönetimi, Atina’daki kurallara benzer bir biçimde düzenlenmişti. Atinalılar böylelikle, korsanlara ve barbarlara karşı, deniz kuvvetlerini destekleyen bir üs kurmuş oldu. Bu durum zamanla uzak mesafe ticaretlerini destekleyen limanların da yapılmasını sağladı.

Salamis Deniz Savaşı, Wilhelm von Kaulbach, 1868

”Andromakhe böyle dedi ağlaya ağlaya,
kadınlar karşılık verdi hıçkırıklarla.
Hekabe aldı sözü, başladı sonsuz bir ağıta:
”Hektor, yüreğimin en çok sevdiği oğul!
Sağlığında gözbebeğiydin sen tanrıların,
onlar kaderin yazdığı ölümde de saydılar seni.
Ayağı tez Akhilleus yakalayınca öbür çocuklarımı,
gider satardı ekin vermez denizin ötesinde,
Samos’ta, İmbros’ta, dumanlı Lemnos’ta.” (İlyada, XXIV-750.)


İmbros’a ilk gelen Atinalılar, asker olmakla birlikte alt sınıftan ve çiftçiydiler. Bunlara ”Kliruhos” (Parsel sahibi) adı verildi. Koloninin toprakları parsellenerek yeni gelenlere kurayla dağıtıldı. Ancak yeni yerleşen Atinalıların İmbros’daki etkinlikleri sanıldığı kadar kolay ve çabuk olmadı. Pers savaşlarının devam etmesi ve Prohelenlerin Atina’ya olan tepkileri nedeniyle İmbros’un koloni hâline gelişi Perslerin yenilgilerinden sonra gerçekleşmiştir. Yunanlılar, Persleri, Plataia ve ve Salamis savaşlarında yendikten sonra, kolonileşmenin M.Ö. 480 yıllarında olduğu sanılmaktadır. Ezcümle; M.Ö. 480 yılı, İmbros’un Yunan karakterini almaya başladığı yıldır. Ancak gerek İmbros gerek Lemnos (Limni), Prohelen özelliğini inatla sürdüren iki ada olarak Atina kanunlarına bağlı olmakla birlikte bir tür özerklikle yönetilmişlerdir.

Yunan filozof Ksenophon ”Hellenika” 4.8.15’te bu durumdan bahseder: ”Tiribazos Antalkidas’ın bu sözlerini çok beğendi. Fakat öbür devletler bu düşüncede değildi. Gerçekten Atinalılar kentlere ve adalara özerklik tanıyan bir anlaşma yapılırsa, Lemnos, İmbros ve Skyros’u yitireceklerinden korkuyorlardı.” Ve yine 5.1.31’de şöyle devam eder: ”Kral Artakserkses Asya’daki kentlerle adalardan Klazomenai ile Kıbrıs’ın kendisine ait olmasını adalete uygun bulmaktadır; buna karşılık büyüklü küçüklü bütün öbür Yunan kentleri özerk olmalıdır; ancak Lemnos, İmbros ve Skyros eskisi gibi Atina’ya bağlı kalmalıdır..”

Bu bir nevi özerk yönetim süresince İmbros ve Limnili vatandaşlar, hem Atinalı (Atina kanunlarına tabi) hem de İmbroslu (İmbros yönetimine tabi) ya da Limnili sayılıyorlardı. Bu özellik babadan oğula geçiyordu. İmbros’un Atina’dan gelen ve adayı koloni hâline getiren yeni sakinlerinin Atinalı olma hakkını kaybetmemelerini sağlayan bu hak, gerek İmbroslular gerekse Limnililer tarafından olabildiğince değerlendirildi. Örneğin, Atina’da suç işleyen bir İmbroslu kendisi hakkında açılan mahkemeye gitmiyor ve yakalandığında davayı kazanmak için ”Ben olay sırasında orada bulunmuyordum, o tarihte işlerim için İmbros’daydım” savunmasını yaparak cezalandırılmaktan kurtuluyordu. Ada halkı özerk bir koloninin oluşmasıyla birlikte Atina vatandaşı olma hakkını öylesine kullandı ki ”İmbroslu” sözcüğü Atina hukuk literatürüne ”Davadan kaçan – Uyanık” anlamında geçti. Böylece İmbros’da yaşayan Atinalılara atfen kullanılan ”İmbroslu”, Atina’daki davalardan kurtulmak için İmbros’da olduğunu gerekçe gösteren kişiyi ifade eden bir lakap olarak kullanılmaya başlandı. Bugün de İmbroslu deyimi Yunanca’da ”Davadan kaçan” anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra, ”İmbroslu” deyimi Yunanlı yazarlara da ilham kaynağı olmuş ve o dönemde ”İmbrii – İmbroslular” adında bugün yok olmuş komedi türünde bir eser yazılmıştır. İmbros ve Limni’nin tarihî yazgıları ortaktır. Prohelen olma özelliğini birlikte korumuşlar, aynı tarihlerde koloni haline gelmişlerdir. Koloni olmakla birlikte sahip oldukları ayrıcalıklar, tarihçi Thukydides’in Atina’dan söz ederken ”Atinalılar ve onlar gibi düşünen Limnili ve İmbroslular” demesine sebep olmuştur. Son olarak, Yunan mitolojisinde ünlü şair Orpheus’un Atinalı kadınlar tarafından parçalanıp Ege’ye atılan bedeninin bazı bölümlerinin İmbros ve Limni kıyılarına vurduğu söylenir.

Orpheus’un Ölümü, Émile Lévy,1866

Dipnotlar

  • Akhilleus (Aşil) : İlyada’nın yazılmasına neden olan büyük Yunanlı savaşçı.
  • Hektor: Truva’nın en büyük savaşçısı.
  • Priamos: Truva kralı.
  • Hekabe: Priamos’un karısı; Hektor’un annesi.
  • Andromakhe: Hektor’un karısı.

Kaynakça

  • APOLLONIOS (1912), Rodoslu., Argonautica I, R.C. Seaton (Çev.), Harvard University Press, Cambridge MA, Project Gutenberg Etext.
  • EMECEN, Feridun (2000), “İmroz”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 22, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul, s.234-236.
  • ERHAT, Azra (2015), Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi.
  • ERCAN, T., Tarih-Arkeoloji ”Imbros”
  • HOMEROS (2008), Homeros İlahileri, Ayşen Eti Sina (Çev.), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul.
  • HOMEROS (2014), İlyada, A. Erhat ve A. Kadir (Çev.), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.
  • KAVUKÇUOĞLU, Deniz (2013), Hüzün Adasında Bir Köy, Can Sanat Yayınları, İstanbul.
  • KERSHAW, S. (2018), Yunan Mitolojisi – Rehber Kitabı, Şefik Turan (Çev.), Salon Yayınları, İstanbul.
  • MUSTOKSIDIS, A. ve BARTHOLOMEOS, K. (2010), İmroz Tarihi Üzerine Bir İnceleme, Gökçeada-İmroz Koruma Yardımlaşma Geliştirme ve Yaşatma Derneği, İstanbul.
  • ÖZDEN, S. vd. (2008), ”Gökçeada’nın Jeolojik Özellikleri”, Gökçeada Değerleri Sempozyumu.
  • ÖZMAKAS, Y. (2015), ”Gökçeada Tarihi”, Gökçeada Mezunlar. http://www.gokceadamezunlar.com/News-op-NEPrint-sid-354.html
  • SAYGI, Erol (2010), Gökçeada-Imbros-Iμβρος, Gülermat Matbaacılık, İzmir.
  • ŞAHİN, Çiğdem (2016), “Çanakkale Savaşları’nda İtilaf Kuvvetleri Üssü İmroz Adası (Gökçeada)”, Gürsoy Akça ve İkbal Vurucu (Ed.), Savaş ve Toplum- Savaş Üzerine Yazılar, Eğitim Yayınevi, Konya, s. 219-244.
  • XENOPHON (2013), Hellenica IV-V, H. G. Dakyns (Çev.), The Project Gutenberg EBook of Hellenica.


    Özgecan BERDİBEK
    Arkeolog, Şair
Total Page Visits: 228 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: